header banner
Default

"İtalyan kadını" dünya çapında bir marka mı?


Table of Contents

    “İtalyan kadını” bir dünya markası mı? - 1 Şeyda Canepa Milano'dan yazdı.

    Hayır konumuz Sophia Loren veya Gina Lollobrigida gibi isimleri efsane haline gelmiş film yıldızları değil.

     İş hayatında kilit noktalarda olanlardan, dünyanın en zor ve yoğun mesleği annelikte karar kılanlara, çok geniş bir yelpazede italyan kadınlarını birleştiren etken: Stil.

     Ancak  burada söz konusu olan stil, giyim kuşam ile sınırlı kalan bir olgu değil. Son zamanlarda İtalyan kadınının hayata bakışı konusunda çıkan kitapların başarısından anlaşıldığı üzere holistik bir çercevede değerlendirilmesi gereken bir konu.

     İtalyan kadınının iş hayatındaki, evdeki stili, ebeveyn kavramına yaklaşımı, evlilikte üstlendiği rol tanımı, sosyal hayatı, estetik ile ilişkisi ve cevresinde olup bitenlere yaklaşımı derken ortaya çıkan bir rol model var. Gücünü de  geleneksel ve modern hayatı harmanlama kabiliyetinde ve kadın dayanışmasında buluyor.

     Aslında her şey Covid-19 salgını sırasında çıkan bir kitap ile başladı. İsmi Milanolu kadın anlamına gelese "La Milanese" isimli kitabı yazan aslen Perugia doğumlu kendi deyimiyle sonradan Milanolu olmuş bir gazeteci.

     Corriere della Sera gazetesinde moda haberlerini takip eden muhabir olan Michela Proietti uzun yıllar gözlemlediği Milanolu kadınları ele alan kitabında eğlenceli ve ironik bir yaklaşım sergilerken akut gözlemlerinde yanılmadığını da ortaya koyuyor.

     Kitabın alt başlığı “Dünyanın gıpta ettiği Milanolu kadının kapris, stil, deha ve nevrozları". Kısa sürede çok satanlar listesine giren kitabın devamı niteliğini taşıyan "La Milanese 2" de aynı şeklide başarılı olunca arkasından aynı ismi taşıyan bir de podcast devreye girdi.

     Aynı konudaki başka bir kitabın ismi ise The Italian Lady. İngilizce yayınlanan ve dünyadaki bütün kadınlara seslen bu kitabın alt başlığı ise “Kendinizi daha neşeli daha klas ve daha hayranlık uyandırıcı hale getirmeniz için mükemmel bir rehber. Dünyanın neresinde olursan ol modern zamanların Dolce Vita'sını keşfet ve keyfini çıkart".

     Dünya ve Türkiye’nin yoğun siyasi ve ekonomik gündeminden hep birlikte biraz uzaklaşıp “ Şu İtalyan kadınları nasılmış, kendilerini nasıl görüyor ve dünyaya nasıl bir mesaj verme kaygıları var, gerçekten kendilerini artık bir marka olarak mı görüyorlar, acaba abartmışlar mı bir bakayım” derseniz, buyurun  başlayalim.

     MİLANOLU DOĞULMAZ AMA OLUNUR

     Michela'ya göre Milanolu doğulmaz ama olunur. Yalnız kendi deyişiyle  çok dikkat, çok sebat ve çok çaba lazım. Bütün ev ödevlerini yaptıktan sonra da bazı "Olmazsa olmazlar"a sahip olmak ve dayatılan değerleri sahiplenmek gerekiyor.  Bunların başında ise işleyen bir beyne sahip olmak ve hayatta  bir işe yaramak geliyor. Gardrop’da paçaları kıvrılmış bir çift jeans, makosen ayakkabı, beyaz gömlek, Gallo’dan alinmis renkli çoraplar gibi  Milanolu kadın üniformasının bazı parçalarına sahip olmak yetmiyor.

    “İtalyan kadını” bir dünya markası mı? - 2

    Ancak Milanolu kadınlar bir yandan gradroplarinda klasik ve sade parçaları bulundururken diğer yandan dünyada hiç bir kadının cesaret edemeyeceği kombinler ile bir semt pazarı alışverişine veya uluslararası bir konferansa katılabiliyorlar. Özgüvenleri şaşkın bakışlar altında asla zedelenmiyor. Buna klasik bir örnek ev terliğiyle sokağa çıkıp sonrasında bu alışkanlığın tüm ülkeye yayılmasına önemli bir katkıda bulunmaları. Artık ikonik hale gelen friulane terlikleri Milano'da bahar aylarından itibaren 12 yaşından 90 yaşına kendi deyişleriyle "tüm kızların" ayağında.

    O zamanlar çok yoksul olan kuzeydeki Friuli bölgesinde kadınların ev bütçesine katkı sağlamak için 1800'lerde artık kumaş parçaları kullanarak el emeği ile ürettikleri ve geleneksel olarak gelinlik altına da giyilen friulane isimli kadife ev terliklerini italyanlar zamanla evde giymek için satın almaya başladılar. Derken bir kaç yıl öncesinde tek tük sokakta sokakta giyinilmeye başlandı ve bugün artık rengarenk terlikler Milanolu kadınların baştacı haline geldi. Kate Moss'un da tercihi olan friulane'ler artık erkekler tarafından da giyiliyor.

    KIYAFETİME ALDANMA BEYNİME BAK

    Fuşya renkli payetli bir bluz giyip çok uluslu bir şirketin yönetim kurulu'nda söz alan Milanolu daha doğrusu Milanolu mantalitesini benimseyen kadınlar iddialı veya egzantrik giyinenlerin beyni olmadığına dair ön yargılardan korkmayan, erkekler ile onların alanlarında gereksiz mücadeleye girmeyen, ciddi görünmek amacıyla giyim kuşam gustosuna sınır getirmeyen ve gücünü de bu tavrından alan kadınlar.

    Eğer söyleyecek bir şeyleri varsa kıyafet kalıplarına asla sıkışmıyorlar. Bu kadar iddiali giyinmelerinin bir nedeni de belki de provokatif bir eylem: Bir nevi, benim üstüme başıma değil beynime bak çağrısı.

    İtalya'da dünya liderlerini veya önemli bürokrat veya işadamlarını ağırlayan uluslararası bir toplantıda ipek bir kimono elbise veya pijama gibi görünen bir kombinin altına giyilmiş fıstık yeşili renkli vernik ayakkabılar veya kafkas usulü rengarenk sırmalı bir kaftan ile sunum yapan iş insanları, dernek temsilcileri, üst düzey bürokrat kadınlar görmek hiç de zor değil.

    En yakın rakipleri Parisli kadınlardan farkları da yine daha cesur ve daha müdanasız olmaları. Parisli kadınlar bazılarına göre çabasız şiklık kavramıyla aslında burjuva bir tutum sergilerken, Milanolular daha cesur ve daha yenilikçi oldukları için kentte, bu arayışları ile sürekli yeni ve ilginç markalar çıkması için yatırımcıları motive edebiliyorlar. Sokakta görüldüğü zaman hayranlık uyandıran bir çok kombin aslında Milanolu kadının pratik çözümler arayışının bir uzantısı.

    Stil ve şık giyinmenin önemi üzerine ilk bakışta belki sufli ve suni gelebilecek bu bakış açısı Milano'nun New York ve Paris ile birlikte dünyanın en önemli moda ve lüks merkezlerinden biri olmasında etken bir itici güç oluşturdu ve oluşturuyor.

    Moda sektörünün italyan ekonomisindeki yeri yadsınamaz derecede önemli. 2022 yılı cirosu yaklaşık 100 milyar euro olan sektör ekonominin lokomotif sektörlerinden bir tanesi ve Milano kenti de sözkonusu devasa cironun yaklaşık beşte birini temsil ediyor.

    KADIN DAYANIŞMASINDA ÖNCÜ

    Milanolu bir kadına modayı takip ediyor musun diye soranlar cümleleri bitmeden yukarı doğru devrilen gözler ve bıkkın bir iç çekişle karşılık alırlarsa ucuz kurtulmuş oluyorlar. Konu tartışmaya kapalı. Kendilerine göre Milanolu kadınlar modayı takip etmiyor, modayı ya yaratıyor ya kendinlerine göre yorumluyor. Takip edenler ise diğerleri, yani dünyanın geri kalanı.

    İnanmayanlar Duomo meydanı'nda, modanın kalbi olan Monte Napoleone caddesi civarında, bohem semt Brera’da veya Leonardo da Vinci’nin son yemek isimli eserinin bulunduğu Sant’Ambrogio semtinde yer alan herhangi bir kafeye oturup gelen geçeni izleyebilir. Tramvaya, metroya binebilir. Kısa sürede birbirine hiç benzemeyen, tepeden tırnağa hepsi özgün, bir dizi stil sahibi kadına rastlamaları için sadece birkaç dakikaya ihtiyaç var.

    Stil konusu bir yana kadın dayanışmasında somut olarak İtalya'nın en başarılı kenti olan Milano'da ilginç fikirleri ve kabiliyeti olan kadınların nereden gelirlerse gelsin iş hayatında etkin sosyal ağlara katılması ve destek görmesi zor değil. Yeter ki yeteneği ve söyleyecek sözü olsun.

    Bunun tersi olan yani donanımsız olduğu halde sosyal hayatta yükselmeye ve itibar edinmeye çalışan kadınlara ise Milano'da kapılar acımasız bir şekilde kapanıyor. Varlıklı veya cazip bir işe sahip olmak da yetmiyor. Özenti olanları bir kilometreden tanıyan Milanolu kadınlar onlara asla yüz vermezken, genelde kim olursa olsun cahil ve boş insanlar ile vakit geçirmekten imtina ediyor. Sürekli kendisini geliştirmek ve topluma yararlı projlerde yer almak için çaba gösteren, hırslı ve azimli, pratik zekalı bu kadınlar az zamana çok şeyi sığdırma konusunda çok başarılı ve kimle olursa olsun boşa zaman geçirmeye tahammül edemiyor.

    Peki özenti kadın nasıl anlaşılıyor? Michela'ya göre çok kolay:

    Saçların fazla "Sue Ellen", makyajın fazla "Kardashian", kıyafetin aşırı derecede pahalı, ses tonunun aşırı derecede yüksek olması yeterli.

    PARANIN KIYMETİNİ BİLİYOR

    Michela’ya göre ülkenin gelir dağılımda en öne gelen kentlerinden olmasına ve alım gücünün yüksek olmasına rağmen Milanolu kadın banka hesabı ne kadar kabarık olursa olsun lüzumsuz yere para asla harcamıyor. Harcadığı zaman da değerinin karşılığında olmasına özen gösteriyor. Varlıklı olsa da ucuzluktan veya pazardan, ikinci el alışveriş yapmaktan gocunmuyor. Hesabını kitabını bilmeyi küçük yaşta aileden öğreniyor ve çocuklarına aktarıyor zira bu tutum çalışkanlıkları ve düşük profil benimsemeleri ile ünlü Lombardia bölgesi halkının en belirgin özelliklerinden bir tanesini oluşturuyor. Milano da bu bölgenin başkenti hatta İtalya'nın ahlaki açıdan başkenti sayıldığı için görgüsüzlük asla affedilmiyor.

    Harcamalarda tek tük istisnalarda yok değil. Bunların arasında köpeklere fısdıldayan adam da diye nitelendirilebilecek Milanolu bir veteriner var. Her daim bronz tenli ve her daim kibar veterinerin ilk veya ikinci eşinden boşanırken ödediği yüklü tazminat,nafaka veya çocuklarının okulu için ödediği astronomik taksitlerden şikayetlerini -bir kez daha - dinlerken bir de bakmışsınız ki köpeğinizin aşı ve tüy parlatıcı losyonunun faturası evin aylık mutfak masrafını geçmiş. Ancak kentin en şık bölgesinde yer alan muayehane artık kendisini aşmış durumda. Tecrübeli veteriner bir statü sembolü olması yanısira aynı zamanda işinin ehli saygıdeğer bir profesyonel. Yine de kendisine gidilme nedenlerinin başında yazara göre "ben de " demek geliyor ayrıca bekleme odasındayken bir rock yıldızına, seria A’da oynayan bir futbolcuya veya ülkenin en önemli soyismini taşıyan bir aile mensubu ile tanışıp kaynaşmak imkanı çok ama çok yüksek.

    MİLANOLU KADINLARIN OLMAZSA OLMAZLARI

    Peki Milanolu kadınların olmazsa olmazları neler? Michela'ya sorduk ama öncesinde hiç Türk bir kadın tanıyıp tanımadığını ve stili hakkında ne düşündüğünü ögrenmek istedik.

    Yazar tanıdığı türk arkadaşlarının son derece zarif ve detaylara önem veren bir stile sahip olduklarını özellikle saçlarına ile cilt bakımına çok özen gösterdiklerini söyledi.Röportajı telefonla yapmanın ferahlığı içinde asıl soruya geçtik.

    Sınıfı geçmek için gerçek Bir Milanolu kadının elinin altında mutlaka olması gerekenler neler?

    - Çok iyi bir marka blazer ceket: Michela'ya göre bu tip bir ceket artık bir passepartout, her ortamda kullanılabilecek bir parça. Yalnız uyarıyor: "Asla giyilmeyecek ancak şöyle bir omuzlara atılacak". Neden ? "Evden çıkyordum, acelem vardı, eşimin ceketini alıp şöyle bir omuzlarıma attım" imajı verilecek. Yine neden? Tarz olsun diye.

    - Çok iyi bir marka kemer: Gerekirse blazer ceketin üzerine takılacak. Çünkü "Bakın anında özgün tarz yarattım" demeye getirilecek.

    - Mükemmel bir çift jeans: Michela "aman dikkat" diyor. İlle de pahalı olması gerekmiyor ama mükemmel olacak. Vücuda çok iyi oturacak. Hem topuklu ayakkabı ile hem de lastik ayakkabı ile mükemmel bir görünüm verecek. Mükemmel kelimesini her seferinde gülerek dört kez tekrarlıyor.

    - Çanta: çanta ile kast edilen bir adet It bag. Markası önemli değil ama yazara göre ikonik bir İt bag kadınların imajını hızla hemen yukarı taşıyan bir obje. Burada paraya kıyılacak Michela'ya göre çünkü yatırımın getirisi çok yüksek.

    - Saç ve makyaj: Burada Milanolu kadının stili değil de sabit fikri devreye giriyor. Saçlar asla ve asla kuaförden çıkmış gibi görünmeyecek. Ağır makyaj yine asla yok,yüze hafif renk veren, belli belirsiz, abartısız ve doğal bir stil olacak.

    - Su matarası: Bu obje ile bir taşla üç kuş vuran Milanolu kadın hem çevreye duyarlı olduğunu, hem sağlıklı yaşamı benimsediğini hem de içine su yerine bitki çayı koyarak ne kadar öncü ve her daim bir alternatif arayışında olduğunu gösterme fırsatı buluyor.

    - Kaşmir kazak: Yaz kış hiç fark etmez, serin yaz akşamlarında veya soğuk kış günlerinde her daim çantada olması gereken kaşmir kazaklar için tek bir şart var: Deve tüyü renginde olması. Her fırsatta şöyle bir omza atılacak veya boyunda bağlanacak.

    MİLANOLU KADINDAN İTALYAN KADINA

    İtalyanların yüzyıllardır genlerine işleyen yaratıcılık modern dünyada da kendisini günlük yaşamda gösteriyor. Bugün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki evlerin hemen hepsinde İtalyanlar tarafından icat edilmiş en azından bir kaç eşya veya alet bulunması kuvvetle muhtemel.

    Roma İmparatorluğu zamanında icat edilen metal çividen telefona (20 yaş altı için not: hayır cep telefonu değil), pilden, radyoya,termometreden uçlu kurşun kaleme hatta çözülebilir hazır kahveye kadar zengin fakir herkesin evinde nesillerdir en az bir kaç tane italyan icadı mutlaka var. Bunlara bir de ikonik design objeleri eklendiğinde İtalyanların dünyada bu alanda bir numara olduklarını söylemek abartılı olmaz.

    The Italian Lady isimli kitabin yazarı Alessandra Repini’ye gore italyan kadını da artık bir dünya markası olarak nitelendirilmeli. Kitap aslında İtalyan usulu yaşam tarzını tüm hatlarıyla anlatmayı hedeflerken merkezine de İtalyan kadınını koyuyor.

    Alessandra kendisinin ne fakir ne de zengin olduğunu bu yüzden de kendi tecrübesinden başlayarak gerçek ve çağdaş İtalyan kadınını dünyaya anlatma çabası içinde olduğunu söylüyor. Çocuk sahibi olana kadar uluslararası şirketlerde yönetici olarak çalışan yazar daha sonra gerçek iş diye nitelediği annelik ve ev hanımlığında karar kıldığını belirtiyor.

    “İtalyan kadını” bir dünya markası mı? - 3

    ÇOCUK YAPMAK İÇİN GEÇ KALMAYIN

    Ergenlik çağında iki oğlu olan Alessandra geç yaşta çocuk sahibi olmanın yorucu olduğunu hatırlatarak çalışan genç kadınlara çok geç kalmamalarını tavsiye ediyor.

    ntv.com.tr'nin sorularını yanıtlayan Alessandra neden bu konunun kendisi için bu kadar önemli olduğu sorusuna karşılık anne olma seçiminin sadece italyan kadın için değil bütün kadınlar için olağanüstü önemli olduğunu, çalışan genç kadınlara farkındalık kazandırmak için özellikle üzerinde durmak istediğini söylüyor.

    Kendisi de geç anne olan Alessandra, kadınlar için 35 yaşından sonra hamile kalma olasılığının düştüğünü hatırlatarak bir yanılgıya dikkat çekiyor. İtalya'da kısa süre önce 24 olan ilk çocuğa sahip olma yaş ortalaması artık 31'e çıktı. Alessandra'ya göre kariyere öncelik veren ve çocuk yapmayı erteleyen kadınlar ileri yaşlarda büyük zorluklara göğüs germek zorunda kalabiliyor. Anne olma arzusunun gerçekleşmemesi endişesi bir yana eşlerle de duygusal açıdan zorlu bir döneme girilebiliyor, ilişkilerde kalıcı olarak zedelenme riski ortaya çıkıyor.
    Geç yaşta çocuk sahibi olmayı başaran kadınların sayısı Alessandra'ya göre buzdağının sadece ucu zira anne olamayan ancak bunu dile getirmeyen sessiz bir kitle var ve gerçek rakamlar yazara göre bu yüzden ortaya çıkamıyor.

    Kitapta yer alan Mamma Mamma Mamma bölümünde annelik anlayışının yanısıra, anne-cocuk, büyükanne-torun ilişkilerindeki yaklaşım eğlenceli bir şekilde aktarılıyor.

    MODA, GIDA, MOBİLYA VE ÖTESİ

    Alessandra’ya göre İtalya hakkında yazanların çoğu yabancı ve ülkeyi yeterince iyi anlatamıyorlar üstelik hep 3F diye tanınan kategori üzerinde yoğunlaşıyorlar: Fashion, Food, Furniture (moda, gıda, mobilya).

    Yazara göre tüm dünyanın gıpta ettiği bu sektörlerin sanat, klasik müzik, tatil, aile, yaşam stili de her biri aynı şekilde markalaşmayı hak ediyor çünkü tüm bu kategoriler dünyada hayranlık uyandırmanın yanısıra yaşama zevk katıyor. Kitap mutlaka dinlenmesi gereken klasik müzik bestelerinden mutlaka görülmesi gereken müzelere, belli başlı coğrafi bölgelerde yenilip içilmesi gerekenlere bir çok konuda tek bir amaca hizmet ediyor aslında: Hayat nasıl daha güzel yaşanır?

    Miami, New York, Dubai'den sonra önümüzdeki günlerde Londra'da tanıtılacak İtalian Lady kitabı, hem İtalya’yı hem İtalyan kadının marka değerlerini birleştirerek bazı sorulara cevap vermeyi ve rehberlik etmeyi amaçlıyor. İşte bazıları:

    İtalyan kadını kaç kategoriye ayrılıyor?
    Nasıl giyiniyorlar?
    Ne yiyip içiyorlar?
    Sofra düzenini nasıl kuruyorlar?
    Misafirlerini nasıl ağırlıyorlar?
    Tatillerini nerede nasıl geçiriyorlar?
    Evlerini nasıl döşüyorlar?
    Çocuklarını nasıl yetiştiriyorlar?
    Nasıl sosyalleşiyorlar?
    Nasıl uyum sağlıyorlar?

    “İTALYAN KADINI” NE YER NE İÇER?

    Alessandra'nın hepsine ayrı ve ayrıntılı üstelik eğlenceli cevapları ve kitabıyla Alessandra aslında 360 derece bir yaşam stili vaat ediyor.

    Kitap italyan kadınları hakkında dünyada kemikleşmiş önyargıları çürütme çabasıyla başlıyor. İtalyan kadının karakteristik özelliklerini ve aile hayatının önemini vurguladıktan sonra dünyada hayranlık uyandıran zarafetinin püf noktalarını öne çıkartıyor. Kitapta hangi şarapların nerede ve nasıl içildiğinden, ev dekorasyonuna, evde misafir ağırlamaktan hangi ortamda nasıl giyinildiğine, günlük hayatta da kullanılabilecek yüzlerce tüyo yer alıyor.

    En ilginç bölümlerinden biri denizde, işyerinde, akşam yemeğinde. tiyatroda nasıl giyinilmesi en önemlisi nasıl giyinilmemesi.Görgüsüzlük olarak algılanabilecek bir duruma düşmemek için nelere dikkat edilmesi gerektiği.

    Bu noktada Michela'nın kitabına dönüp La Scala tiyatrosuna giderken asla kırmızı renk bir kıyafet hele kadife kumaştan kırmızı giyilmemesi gerektiğini not düşelim. Zira kırmızı renk sadece tiyatrodaki kırmızı kadife koltukların tekelinde.

    Yeme içme konusuna gelince, öncelikle yapılması gereken şey Akdeniz diyeti ile dünyanın en sağlıklı beslenme yöntemine öncülük eden İtalyan annelerin yolundan gitmek. Günlük ritüellere de gereken önemin verilmesini şart geçen Alessandra tıpkı bizim simit ve çay alışkanlığımız gibi sabahları kapuçino ve kruvasan ikilisine dikkat çekiyor.

    İtalyanların sabah saat 11'den sonra asla içmediği kapuçino'yu öğleden sonra spagettinin yanında sipariş eden bazı turistlere (sayıları hiç az değil) İtalyan garsonların "Öldürseniz bile asla getirmem" demesi boşuna değil. İtalyanlara hakaret niteliği taşıyan bu tip gastronomik hataların önüne geçmek için rehber niteliğini taşıyan kitapta şarap kültürü olmayanlar için şarap siparişi verirken yanlış yapmamak hatta "hava atmak" için pratik tüyolar da var.

    BAĞIŞLANMAZ GÜNAHLAR

    Alessandra da bütün italyanlar gibi geleneklerini ve kültürlerini korumak konusunda kıskanç ve sakınır bir tutum sergilerken italyanlara mal edilen ancak asla kendi yeme içme kültürlerine ait olmayan yemekleri de sıralıyor. İngilizce olarak kaleme aldığı bu kitapta dünyaya seslenerek bu yanlıştan vaz geçmelerini istiyor. Peki hangi yemekler bu bağışlanmaz günahların içine giriyor?

    Listenin başında Alfredo soslu makarna var. İtalyanca ismi ile Fetuccine Alfredo. Aslında fetuccini diye yazılması lazım diye uyarıyor Alessandra.
    İtalyanların ne aile sofralarında ne de italyan lokantaların menülerinde böyle bir tabak yok. Bu yemeğin tarifini görmek için Wikipedia'ya bakmak zorunda kaldığını itiraf eden Alessandra sonunda ABD'de meshur olan bu tabağın İtalya'da sadece turistik bölgelerdeki lokantalarda ve sadece turistler için yapıldığını iddia ediyor.

    Yine italyan mutfaklarında Marinara soslu makarna yok ama domates, sarmısak, kekik ve zeytinyağ kullanılan Marinara soslu pizza var. İtalyan salata sosu diye kremalı bir sos yok çünkü memleketin olağanüstü zeytinyağı ve sirke ikilisi her sofranın baştacı. Sırada yine ABD'de popüler olan köfteli spaghetti var. Sadece Abruzzo bölgesinde bizim sulu köfte iriliğinde gitar spagetti denilen ev yapımı makarna içinde kullanılan minik toplar dışında Holywwod yapımı mafya filmlerinin sofralarında sıkca görülen iri yuvarlak salcalı köfte ve spagetti ikilisinin gercek italyan mutfağı ile hiçbir ilgisi yok.

    Alessandra'nın kitapta büyük harfler ile "ASLA" yazdığı başka bir kırmızı çizgi ise jambon, yumurtanın sarısı ve parmesan peyniri ile yapılan carbonara'lı makarnaya krema koyulması. Peperoni pizza da İtalyanların haberi dahi olmadığı bir başka italyan yemeği. Zira tüm dünyanın salamlı pizza olarak yediği peperoni pizza italyanca biberli pizza anlamına geliyor.
    Ananaslı pizzayı son paragrafda kullanan Alessandra bunun üzerine yorum bile yapmamayı tercih ederken özellikle Asya ülkelerinde ketçap üzeri ananaslı pizza oldukça popüler. İtalya'da ise bu tabu konulardan. Masa sohbetlerinde keyifleri kaçırmamak için konuşmamak daha iyi çünkü adeta kimyaları değişiyor.

    ŞARAP VE "BELLA FİGURA" TÜYOLARI

    Peki italyan kadın hangi şarapları içiyor? Bu konuda şühesiz ilk sırada le bollicine yani köpüklü şaraplar geliyor. Kitap italyan kadınların tercihlerini göz önüne alarak fransız şampanyalarının en büyük rakibi Franciacorta bölgesinde üretilen köpüklü şaraplardan Ca del Bosco veya Ferrari Trento önerirken bu içkinin Milano başta olmak üzere akşam 6'dan sonra tüm italya'da kafe ve barlarda servis edilen Aperativo için en uygun seçim olduğunu hatırlatıyor ve kelime anlamının da latincede açılış olduğunu da belirtiyor. Sonra da ufak atıştırmalıkların eşlik ettiği Aperativo için en şık tercihleri sıralıyor: Spirtiz ve Bellini ama Alessandra gerçek bir hanımefendinin asla likör ısmarlamadığını da ekliyor. Yemek sonrası hazmı kolaylaştırmak bahanesiyle kahve içine konulan ve ammazzacaffe yani kahve öldüren diye tanımlanan likorlere gelince, onun yerine bir bitki çayının daha şık olacağını hatırlatıyor. Likör erkekler klübüne ait bir içki kendisine göre.

    Peki şarap kültürü italyan kadınları kadar olmayanlar ne yapsın? İşte burada Bella Figura konsepti devreye giriyor ki kitapta çeşitli konularda bu etkiyi uyandırmak için tüyolar veriliyor.Bella Figura'yı insanlar üzerinde iyi bir izlenim bırakmak olarak tercüme edebiliriz ancak azıcık hava atma arzusu da yok değil.

    Alessandra'nın şarap konusunda hata yapmamak için verdiği tüyolar şöyle: Sakın şarap kadehini elinize aldıktan sonra hemen içmeyin. Önce şöyle bir bakın, hafif çalkaladıktan sonra düşünüyormuş izlenimini verİp derin bir şekilde koklayın ve sonra çok küçük olmak şartıyla bir yudum alın ama hemen yorum yapmayın, şöyle bir durun, ondan sonra.
    Aman ha kadehi gövdeyi kavrayacak şeklide tutmayın. Durun bitmedi.

    Peki diyelim size şarap ikram edildi ve isminden başka hiç bir şey bilmiyorsunuz. Hoşunuza gitti ama nasıl yorum yapacağınız konusunda da fikriniz yok.

    Cevaplar Alessandra'da:

    Barolo: Hımm, bu bir buket..bana ahududu ve kirazı hatırlattı, çok kuvvetli ama aynı zamanda kadife gibi...

    Amarone: Ooo ne kadar yoğun bir aroması var, sanki biraz da kuru meyve ve baharat da var değil mi? Çok karakter sahibi bir şarap bu.
    Pinot Grigio: yoğun ama nazik. Narenciye ve muz aroması alıyorum.

    ASIL ÖNEMLİ OLAN NE?

    Kitapta sosyal hayat konusunda uzun bir bölüm var ve yapılacak aktiviteler arasında açık ara ile en şık ve prestijli olanı La Scala tiyatrosunun galasına gitmek. National Geeographic'e göre "Her Şeyde Dünyanın En iyi 10'u" listesinde operalar arasında ilk sırada yer alan La Scala'nın her yıl 7 Aralık'ta İtalya Cumhurbaşkanı'nın katılımıyla yapılan prömiyeri Alessandra'ya göre Oscar gecesiyle eş değer bir anlam taşıyor.
    Haftalar hatta aylar öncesinden hazırlanılan gecede giyilen kıyafetler, takılan mücevherler basın ordusunun odak noktası olduğu için ertesi gün tüm medyada gündemin ilk sırasında yer alıyor.

    Ülkenin en önemli simalarını bir araya getiren Milano'nun "Oscar" gecesinde yapılan en ufak bir görgüsüzlük affedilmiyor, hatta bazıları yıllarca konuşuluyor.

    Alessandra'ya göre geceye katılan bir İtalyan kadın için en büyük ayıp La Scala ortamındaki çeşitli kesimlerden ünlü ve zeki kişilerle akıllı bir fikir alış verişinde bulunmak kabiliyetinden yoksun olmak.

    Alessandra Repini de tıpkı Michela Proietti gibi stil sahibi bir kadın olmak için olmazsa olmaz şartların başında tek bir şeye işaret ediyor: Bilgili ve donanımlı bir beyin sahibi olmak.

    Sources


    Article information

    Author: Roberta Williams

    Last Updated: 1702035362

    Views: 628

    Rating: 4.1 / 5 (82 voted)

    Reviews: 88% of readers found this page helpful

    Author information

    Name: Roberta Williams

    Birthday: 1921-09-21

    Address: 13734 Stanley Summit Apt. 789, New Jesse, NJ 12252

    Phone: +4898019911195347

    Job: Robotics Engineer

    Hobby: Bird Watching, Bowling, Coin Collecting, Golf, Whiskey Distilling, Woodworking, Magic Tricks

    Introduction: My name is Roberta Williams, I am a welcoming, risk-taking, rich, priceless, vivid, receptive, talented person who loves writing and wants to share my knowledge and understanding with you.